Mucize

‘Bak Gökçe, beş parmağı var’

Hepimize başka tecrübelerle öğretmeye çalışır hayat mucizeyi. Hepimiz benzer şeyleri öğrenmek için farklı deneyimler yaşarız. Bu da benim mucize hikayelerimin kıymetlilerinden.

İlk bebek, söylemesi bile güzel. İnsanın içine huzur doluyor, ılık bir meltem esmeye başlıyor, hiç durmayacağını sandığın. İlk olunca, öyle biraz bekleyelim, sonra söyleriz falan da olmadı, heyecanımıza kapıldık. Velhasıl kelam, her şey çok iyi giderken, 6. Ayını biraz geçtiğinde, bir şeylerin ters gittiğini hissettim. Hemen sevgili doktorumuza gittik (ki bu konuda çok şanslıyız) Ultrason, ekran…ses…yok. Eşim, ben ve doktorumuz sanırım üçümüzün de nefesi durdu o an. Kelimesiz kaldık hepimiz. Kelimesizliğimin içine gözyaşlarım karıştı. Böyle zamanlarda takındığımız tavır, rollerimiz ne olursa olsun öyle önemli ki. Eşim kapıda, ben sedyede, doktorumuz Mustafa bey ultrasonun başında, sessizce tüm duygularımızı paylaştık.

Ardından,tabi ne olacak, ne bitecek, acele etmemiz lazım, şu, bu, hipokrat yeminli profesyonel konuşmalara kaptırdık kendimizi. Neredeyse bir hafta olmuş, acil doğum yapılması lazım. Burada olmaz, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.

Sonrası, koşturma, ertesi sabah 06:30’da hastenedeyiz. Başıma ne geleceğini hiç düşünmedim. Sanki tüm olanlar, tetkikler, kayıtlar, çevremdeki insanlar, başka bir alemdeydiler. Bırakmıştım kendimi. Bir bakıma teslimiyet. Sürekli bu erken vedayı düşünüyor, oğlumla vedalaşacak zamanım olsun diyordum. O da oldu. 11 saat sonra doğumhaneden çıkabildim. Ne derlerse sorgusuz sualsiz yapıyor, ne sorarlarsa cevap veriyor, sonra yine ne derlerse onu yapıyordum. Hayatım boyunca hiç bu kadar söz dinlememişimdir.

Yaradan bize öyle bir ruh üflemiş ki, teslim olduğunuzda, ruhunuzun yüceliği ile başbaşa kalıyorsunuz. Orada, o doğumhanede saatlerce vedalaştım oğlumla, kaç damla gözyaşı, kaç hıçkırık…Orada benim yanımda olan, elimi tutan doktor adayı arkadaşlar, bu yolda bana eşlik ettiler. O gün onlar meleklerim oldular. Hayatımın en dar boğazlarından birinden geçerken, bana destek oldular. Normal doğum gerçekten mucizevi bir deneyim. Ve gerçekten ruhunuzun, göğe yükselip, bedeninize geri geldiğini neredeyse gözlerinizle görüyorsunuz.

Evet, zor sarıldı yaralarımız. Kalıcı hasarlar bıraktı benliklerimizde. Zaman aldı, hem benim, hem de eşimin toparlanması. Ben hala deli gibi çocuk istiyordum. Olmuyordu, ikna olmuyordum. Yaşayanlar bilirler; her ay kendini hamile sanırsın, baya havaya girersin, hissedersin falan. Sonra o gün gelir, yıkılırsın. Böyle birkaç ayın sonunda ‘Belki de sen doğurmak için gelmedin dünyaya, belki de seni bekleyen bir yürek var, başkalarından olma, yüreği sende.’ Cümleler kendiliğinden evimizin koridorunda geldi. O an aldığım nefes dünyalara bedeldi.

Ne mi oldu? Bu cümleler içimden geçerken hamileymişim. O küçücük kalp atmaya başlamış hayatımızda. Zor hamilelik tabiki. Hem bedensel, hem de ruhsal olarak. Herşey sürekli pamuk ipliğinde. Öyleyken strese girmemeye çalışmak, çabalamak ayrı mesele. Yine kontrol zamanı. Eşim, ben ve doktorumuz biraradayız. Artık 5.ay falan sanırım.  Doktorumuz keyifli keyifli ölçümlerini söylüyor, sonra heyecanla ‘Bak Gökçe, beş parmağı var’ dedi. Ben ‘E ne olacak, tabiki beş parmağı olacak’ cümlesini bitirdiğimde, sevgili doktorumuzun şaşkınlık ve hayret dolu bakışlarını gördüm. ‘Bunun ne büyük mucize olduğunu anlatayım…’ diye başlayan cümle derse dönüştü.

Bazen kaybetmek bile mucizenin ne olduğunu anlamamıza yetmiyor. Öyle bir an geliyor ki, sahip olduğunu sandığın şeylerin, mucize olduğunu unutabiliyor insan.

Ve sadece bir anda, bir bakışta içine sızan ince sızı ile mucizelerin sıradan görünen her şeyde olduğunu hatırlatabiliyor.

Her nefesimizin mucize olduğu gerçeğiyle yaşayabilmek dileğimle.

About Koçluk, Danışmanlık ve Kişisel Gelişim ||| Gökçe Erinç